Yüz katlı bir yükseklikte, yüzüncü makamdasın. Çamdağı‘nda sessiz, kimsesiz, sadece O‘nunla mısın? Mecazlara emanet edilmiş bir yer değil orası. Söz de değil, ses de. Bir hal, bir melaldesin, hissediyorum. Bu perdeler bir aralansa... Geride ne var bir görünse... Bir açılsa... Bir cilvelense... Bir görsem... Bir anlasam... Bir bilsem... Bir tatsam efendim... Bir tadabilsem... O huzuru bir nebze tadabilsem... İman nurdur diyorsun... Nur nedir ki... Tılsımdan söz ediyorsun... Muammadan... Hikmet nedir? Bunun hikmeti nedir? Şimdi, kırk yedi yaşımda... Odamdayım... Bilgisayar başındayım... Bir pencerem var efendim, küçük, dar bir pencere... Sadece kayısı ağacının dalları yaprakları görünüyor... Ama biliyorum onlar da gidecekler... Senden öğrendim bunları... Bu kelimeler sana ait... Sana ait olan bir şey belirince benim kelimelerim sönükleşiyor... 1970‘lerin canlı Anadolu kasabalarında renkli ama bir yanıyla da yeknesak hayatına devam eden öğrenci için perdeler birer birer aralanmakta, geride olan görünmekte, cilvelenmektedir. Hikmetle bir kez karşılaşan can artık kendi benliğini yok edecektir. Dem... Usta yazar Sadık Yalsızuçanlar‘ın kaleminden bir Bediüzzaman anlatısı. Yaşadığı hayatın karmaşası içinde Said-i Nursi‘nin izini sürerken, her an hakikatin başka başka halleriyle yüzleşen bir yolcunun hikâyesi...

Benzer Kitaplar